Güçlü, dominant, kendine çok güvenen ve iddialı geleneksel “Alfa” karakterini en iyi tamamlayan kelimelerdir.

Eski dönemlerde Alfa kavramının nitelikleri “fiziksel güç ve cesaret” olarak tanımlarken günümüz dünyasında daha çok “içsel güç ve daha çok karakterle” ilgilidir. Bir Alfa karakteri korkusuz, ne istediğini bilen ve isteğinin peşinden büyük bir özgüvenle giden kişidir. Gerçek bir Alfa; sürünün başındaki konumu için “savaşmak” zorunda değildir ve kendini göstermek için diğerlerini yenmek zorunda da değildir. Üstünlüğünü yani Alfa karakterini, içsel güveniyle ve kendini diğer insanlarla olan ilişkilerinde saygılı ve düşünceli olmasıyla gösterir.

Alfa bakış açısıyla yönetilen ya da üst yöneticileri Alfa karakterinden oluşan patronların olduğu şirketlerde baskın Alfa kültürü hakimdir. Sadece bir avuç çalışanın yıldızının parladığı; övgüler, büyük paralar ve özel ayrıcalıklar kazandığı bir Alfa kültüründe diğer herkes sıradandır. Yetenekliyseniz ama bu yeteneğiniz bir üst noktada kurum hedefinin bir parçası haline gelememişse pratikte değersizdir. Halbuki bir kurumda organizasyon ağının değerli bir parçası olmak bile önem taşırken bir Alfa şirketinde bu durum nadiren takdir edilir.

Bir Alfa dünyasında çoğu çalışan kendini başarısız hisseder çünkü belirlenen hedeflere istenilen şartlarda ulaşmakta zorlanırlar. Hiç kimse zamanı kontrol edemez ve sonuçta bir çalışan kendi adına zorlu bir süreci geride bıraktığında beklenmedik bir satış yapmak üzere olabilir. Fakat önemli değildir, zaman sona ermiş ve istenilen hedef tutturulamamıştır. Bu nedenle “başarısız” ilan edilir.

Alfa’lardan sayıca fazla Beta’lar vardır. Ve eğer kazanmak ya da başarılı olmak en üst sıraya ulaşarak ölçülüyorsa o zaman Beta’lar “en iyi ikinciler” olarak görülürler. Alfa bakış açısından bu şu demek: Bir yazar sayısız değerde eser yazmış olabilir ancak bu kitaplardan bir tanesi bile en çok satanlar listesine girmediyse Alfa perspektifinden bu bir başarısızlıktır. Süreçteki başarı önemli değildir; sonuç performansın belirleyicisidir.

Örneğin; satış departmanında bir yöneticisiniz ve özellikle ikna yeteneğinizin birçok işte sizi ön plana çıkardığını fark ettiniz. Beta yaklaşımı, sizin kendinizi ikna yeteneği güçlü bir satış uzmanı olarak pazarlamanız ve kendinize böyle bir mesleki gelişim rotası oluşturmanız gerektiğini düşünür. Çünkü ikna stratejilerine bağlı satış taktikleri hakkında en iyi bilgiyi özümseyebilir ve böyle bir ihtiyaç gerektiğinde en iyi performansı siz ortaya çıkarabilirsiniz. Bu yüzden önemli olan iyi olduğunuz konu ve ihtiyaç duyulan konunun eşleştiği bir mesleki gelişim haritası oluşturmak olmalıdır. Bu bakış açısının Beta tipi bir organizasyon tarafından anlamı için ise bu konuda başarılı olmak için ihtiyaç duyduğunuz her türlü kaynağın size sağlanması anlamındadır.

İddialı ve baskın olan Alfa liderliği kısa vadeli kazançlar sağlarken duygusal olarak dikkatli Beta liderinin daha fazla yaratıcılığı teşvik etmesi ve daha mutlu bir çalışma ortamı sunması ile kalıcı başarı elde etme olasılığı daha yüksektir.

Beta bakış açısına göre bir kurum birden fazla kişiden oluşur ve kurumun başarısı kişilerin ortak çabasını gerektirir. Bu nedenle, herhangi bir işin başarısı sadece yöneticinin nasıl performans gösterdiğine değil, herkesin nasıl bir araya gelerek bir değer oluşturduğuyla ilgilidir.

Beta liderleri organizasyondaki en etkili kişilerdir. İnsanları kolayca etkiler, güven yaratır, iş birliğine önem verir, karşındakini dinler ve empati yetenekleri oldukça gelişmiştir.  “Beta” lideri bir şirketteki en yüksek sesli kişi olmayabilir ancak bu kesinlikle zayıf olduğu anlamına gelmez.

Günümüz liderler aynı zamanda birden çok kuşağın bir araya geldiği bir iş gücü ile boğuşuyorlar. Sessiz kuşak, X, Y ve Z kuşaklarının çoksesliliği ve bu grupları yönetebilme konusunda “agresif yönetim” tarzı olan Alfa tipinden daha çok işbirlikçi “Beta” liderlerinin daha iyi bir kapsayıcı rolü olacağı düşünülüyor.

Ayrıca yarının Beta şirketleri daha düz bir yapıya sahip olacağından yaşları ne olursa olsun her birey değişimi ve organizasyonun yönünü etkileme fırsatına sahip olacak. Bu aynı zamanda Brian Robertson’ın “Holacracy(Holakrasi) yönetim şekli olarak tarif ettiği “yöneticisiz şirket” modelinin de neden gelecekte tercih edileceğini de açıklıyor. Bu tip şirketler daha çok çalışanın girip çıkacağı ya da daha uzun süre kalmayı tercih edeceği yerler olacaktır.

Son olarak Brian Robertson’ın Holakrasi ile ilgili TEDX videosunu aşağıdaki linke tıklayarak izlemenizi tavsiye ederim.

Bu yazının orjinali ilk olarak www.besellf.com sitesinde yayınlanmıştır. Diğer yazılar için lütfen tıklayın.

 

Teknolojinin gelişimi ve işin geleceğinden bahsettiğimiz bugünlerde iş yapış şekilleri, ofis hayatı ve firmaların işe alım yöntemleri bile değişiyor. Çok çalışmak, iyi özgeçmişlere sahip olmak ve deneyim sahibi olmak böylesine rekabetçi bir piyasada fark edilmek ve kariyer basamaklarını tırmanmak için artık yeterli olmuyor.

Bu dönemde farkındalık yaratmak ve diğer insanların önüne geçebilmek için kişisel bir marka olmanız gerekiyor çünkü başarının kalıcı ve görünür olmasını sağlayan şey insanlar üzerinde bıraktığınız profesyonel izlenimlerdir.

Sevgili Murat Erdör ile yapacağım işin geleceğinde kişisel marka olmak konulu webinar söyleşisine katılmak için www.besellf.com sayfasını takip edin.


 

 

Marka dediğiniz herhangi bir sembolün ötesinde bir konudur. Herkesin gözünde bir garanti anlamına gelir. O markayı taşıyan hizmet adına işlevini en iyi şekilde yerine getirme sözü verir.

Bu söze inandığımız için marka olan bir şeye daha fazla para ödemeyi tercih ederiz. Çoğu zaman marka, garantinin de ötesine geçer. Çünkü hiçbir garanti, müşterinin uğradığı hayal kırıklığını, yitirdiği zamanı karşılayamaz. Özellikle hizmet müşterileri tarafında bu çok daha önemlidir çünkü çoğu hizmetin garantisi yoktur.

Örneğin; reklam ajansı tarafından önerilen bir fikrin işe yarayacağını, hukuksal bir önerinin iyi olduğunu veya ilk kez gittiğiniz bir oteldeki hizmetten memnun kalacağınızı nasıl garanti edersiniz? Çoğunlukla edemezsiniz. Bu durumda hizmet müşterilerinin yaptığı şey markaya ve vaadine güvenmek olur.

“Hizmet bir vaattir ve bu alanda bir marka olmak vaadinizi güçlendirir.”

Aynı konu profesyonel iş yaşamı için de geçerli. Bizler aslında çalıştığımız firmalara- kendi işimizi yapıyorsak müşterilerimize- uzmanı olduğumuz ya da olmak istediğimiz konuda bir hizmet sunuyoruz. Hepimiz bu anlamda birer girişimciyiz. İşimizde deneyim kazandıkça sahip olduğumuz know-how da değerleniyor. Fakat güçlü bir özgeçmiş ve konusunda deneyimli olmak gibi somut konular başarıyı sürekli kılmaya ya da tercih edilen olmaya artık yetmiyor.

Details

Dijital dünyanın gelişmesi bize çok güçlü bir ağı kullanma şansını verdi. Yeni ve hızlı medya dünyası, insanların markalarla, kurumlarla, medyayla ve birbirleriyle olan ilişkilerini tamamen değiştirdi.

Pazarlama artık tek taraflı yukarıdan aşağıya üreticiden tüketiciye satış için çaba sarfetmek değil; daha çok çift taraflı aşağıdan yukarıya tüketiciden üreticiye doğru bir satınalma kültürü anlamına gelmeye başladı.

Tüketiciler artık bir ürün satın almadan önce ilgili şirketin websitesine girmektense diğer tüketicilerin yorumlarını okuyor.

Kurumsal markalar, teknik olarak daha görünür olsa da insanlar, şirketlerin arkasındaki insanları daha güvenilir buluyor ve onlarla bağlantı kurmayı tercih ediyor.

Araştırmalar, sosyal medyada paylaşılan marka mesajlarının bireyler tarafından paylaşıldığında kurumlar tarafından paylaşılana oranla 24 kat daha fazla yayıldığını gösteriyor.

Durum böyle olunca kişilerin markalaşma ihtiyacı şimdiye kadar hiç olmadığı kadar önem kazanmaya başlıyor.

Kişisel markalaşmanın amacı, uzmanı olduğunuz konuda başkalarının zihninde akla ilk gelen kişi olarak bir otorite oluşturmaktır. Peki bunu dijital dünyada nasıl yaparız?

Markanızı tanımlayın. Kişisel markanızı oluşturmaya markanızı tanımlamakla başlayabilirsiniz. Sizi diğerlerinden ayıran nedir? Bu eşsiz öğeyi bulmak kişisel marka stratejinizi oluşturmanıza yardımcı olur. Ne kadar niş bir alan tanımlarsanız markanızı daha güçlü bir zemine oturtursunuz.

Hedef kitlenizi belirleyin. Etkilemek istediğiniz kitle kim? Sosyal medyada hangi kanallarda daha aktifler? Bir marka olarak ana amacınız bağlantılar yaratmak olduğundan kimle ve neden bir ilişki kurmanız gerekir konusunu netleştirerek başlayın.

İsminize ait bir domain alın. Markanızı duyurmanın en kolay yollarından biri isminize ait bir websitesine sahip olmaktır. Linkedin ve Medium gibi platformlar uzmanlığınıza erişmeyi ve keşfedilmeyi kolaylaştırsa da isminize ait bir alan adı neler sunabileceğiniz konusunda daha güçlü bir referanstır.

Profesyonel bir resim önemli. İnsanlar bir yüzü bir isimle ilişkilendirmeye ihtiyaç duyar. Profesyonel görünen vesikalık fotoğraflar genellikle google resim arama sonuçlarında birinci sayfada görünür.

Fotoğraflarınızı sitenize yüklerken veya farklı sitelerde kullanmak için birilerine gönderirken dosyalarınızı isim ve şirketinizle birlikte etiketleyin; aramalarda adınızla birlikte yer almanızı sağlar.

Dijital imaj ve itibarınızı güçlendirin. İnsanlar gerçek dünyada sizinle tanışmadan önce arama yaptıklarında gördüklerine dayalı olarak sizinle ilgili bir izlenime sahip olurlar. Tüm bu izlenimler dijital imajınızı oluşturur.

Kendinizle ilgili aramalarda karşınıza çıkanların iyi bir izlenim bıraktığını düşünmüyorsanız dijital imajınızı iyileştirmenin zamanı gelmiş demektir. YouTube’daki tatil videonuz, mezuniyetinizden bahseden makale, unutmak istediğiniz parti resimleri gibi paylaşımlar, çevrimiçi karakterinizin değerlendiren herkes tarafından görüntülenebilir. Bu yüzden işe, olumsuz algılanabilecek görüntüler ve mesajları kaldırmakla başlayabilirsiniz.

Aramalarda sizinle ilgili hiçbir şey çıkmaması da en az kötü bir itibar kadar olumsuzdur. Birşeyler sakladığınız algısına neden olabilir.

Blog açın. Ne yapmak istediğiniz, ne kadar zaman ayırabileceğiniz ve eleştiri konusunda ne kadar hassas olduğunuzu da göz önüne alarak uzmanlığınızı yansıtan bir blog açmanız önemli. Bloğu olanlar, zamanla uzmanlıklarına ve ilgi alanlarına daha fazla yer verdikleri için arama motorlarında daha yüksek sıraya çıkar ve bloğu olmayanlara göre daha güçlü bir dijital imaja sahip olurlar.

İçerik pazarlama stratejisi oluşturun. İçeriğinizi yaymak için bir pazarlama stratejisine ihtiyacınız var. Örneğin, uzmanlık alanınızla ilgili farklı platformlarda konuk yazar olarak -güvenilir kaynaklarda kullanılması durumunda- kaliteli bilgiler sunmak görünürlüğünüzü arttırabilirsiniz.

Sosyal medyada aktif olun. İçerik pazarlamayı, kişisel markanızın yakıtı olarak düşünürseniz sosyal medyadaki varlığınız temel olarak motor görevi görür. Marka tutarlılığınızı korumak için hedef kitlenizle uyumlu platformlarda içeriğinizi yayabilir ve takipçilerinizle etkileşim yaratarak güven oluşturabilirsiniz.

Twitter, marka hikayenizi insanlara doğru itme görevi üstlenirken kitlenizi etkilemek için kullanabileceğiniz en etkili araçlardan biridir. Linkedin ise insanları hikayenize doğru çeker.

Profesyonel kimliğinizi tanıtmak için kişisel bir reklam panosudur. Uzmanlığınıza ışık tutar ve dünyanın dört bir yanındaki profesyonellerle bağlantı kurmanızı sağlar.

Her platformda bağlantılarınızla gerçek zamanlı etkileşim kurarak, işinizle ilgili video, bilgi, görsel ve yenilikleri paylaşarak başkalarının radarına girebilirsiniz.

Topluluklara katılın. Bu platformlarda yaptığınız yorum ve paylaştığınız içerikler sizle ilgili bir iz bırakır. Ayak izinizi doğru yerlere bırakmak, başkalarıyla ağ kurmanıza, işinizle ilgi uyandırmanıza ve sitenize trafik çekmenize yardımcı olur.

Fikir lideri olmayı hedefleyin. Kendinizi niş bir alanda konumlamak, konunuzla ilgili bilgi ve tavsiyeler paylaşmak sizi fikir liderliğine yönlendirir. Böylece daha kolay güven inşa edersiniz.

Tutarlı olun. Herhangi bir büyük markada olduğu gibi kişiler için de tutarlılık marka itibarını yönetmenin anahtarıdır.

Sonuç olarak, içinde bulunduğumuz dijital dünya uçsuz bir sahne. Bir girişimci, profesyonel ya da sanatçı olarak tutkunuzu herkesle paylaşmaya başladığınızda şaşırtıcı bir şey olur. Kişisel markanız doğal bir şekilde gelişmeye başlar.

Çünkü gerçek hayatta kim olduğunuz, yaptıklarınızın bir sonucu olarak ortaya çıkmaya başlamıştır bile. Bu uçsuz dijital evrende hepimizin yüksek bir ses, bir hikaye ve bir platform oluşturmak için fırsatı var.Peki ya siz? Seyirci olarak mı kalacaksınız? Yoksa perdenin arkasından çıkıp sesinizi duyuracak mısınız? Seçim sizin..

Girişimci ve Profesyoneller  için “kurumsal ve kişisel marka & imaj yönetimi” konusundaki yazılarımızı okumak için www.besellf.com bloguna üye olabilirsiniz.